5.01.2026 09:13:00

Lütfiye AYDIN BİKE

Şu Firavun’un sarayından bir asiye çıkmaz mı? Bir Musa Nil Nehri’nden yeniden akmaz mı? İbrahimler Nemrud’a karşı ayağa kalkmaz mı? Tufan vurmadan, erler bir gemi yapmaz mı? Kalbim acıyor Allah’ım Zâtın bir sekinet atmaz mı?

 

 Şu an, aklımıza ve hayalimize gelmeyen zalimlikleri izliyoruz. Tahammül edemeyiz dediğimiz her zulme çaresizce tahammül ediyoruz.

 

 Zalimlerin sistemleri hep aynı, zafiyetle açık bıraktığımız kapılardan giriyorlar, sonra fitne ve nifak salıp bölüp parçalayıp, tabiri caizse hamuduyla yutuyorlar.

 Sinsice her tarafın sinir uçlarına yerleşip, yayıldıkça yayılıyorlar. Bulundukları ülkenin diline, rengine, örfüne bürünüp, her fikirin, her görüşün öncüsü gibi görünüyorlar.

 

 Buradan gerisi ise çorap söküğü gibi geliyor. Parmaklarını dahi kıpırdatmadan, vaatlerle pohpohladıkları köleleri onlar için kan döküyorlar. Hırsları gözlerini o kadar kör ediyor ki emre tam tabi olup, kendi insanlarını öldürüp, kendi ülkelerini yerle yeksan ediyorlar.

 

 Hakikatten bir payları kalmadığı için, kendilerine izimlerden isimler bulup takıyorlar.

 Zalimler, bu körlükten, sağırlıktan ve hissizlikten o kadar cüret kazanıyorlar ki hainlerin koruma koridorlarından ellerini kollarını sallayarak geçip, bir ülkenin başkanını korkusuzca alıyorlar. Bunu yaparken de aba altından bize sopa gösteriyorlar.

 

 Fakat kendi yapılarını her ne kadar ayrılığa düşelerse düşsünler önemle koruyorlar. Birbirleriyle didişseler de birbirlerinin peygamberlerine öldürseler de birbirlerinin kanlarını dökseler de bizim karşımızda sağlam kale gibi duruyorlar.

 

 Suriye ziyaretimizde Halep’in ortasında sağlam kalmış tek bir otel vardı; o da Sheraton Oteli idi. Üzerinden 17 ülkenin savaş uçağı geçmiş, her taraf yerle yeksan olmuş, her yer taranmış, yağmalanmış; lakin bir tek o ayakta kalmış. Allah aşkına, duvarına bir kurşun da mı sekmedi, kazara bir mermi de mi isabet etmedi? Bunca kanı acımasızca dökerken, çoluğu çocuğu kolsuz bacaksız bırakırken, kendi duvarlarına bir kurşunu bile değdirmemişler.

 

 Oysa ki fitne ile yaktıkları ülkelerden, feryatlar yükseliyor. Yemen’den yardım talebi için gelen beyler “aslında bizim topraklarımızdan petrol fışkırıyor, bahçemizden petroller, kaynak suyu gibi akıyor, fakat bizim halkımız aç” diyor.

 

 Bunu mazlum coğrafyaların tamamı için söyleyebilirsiniz. Gazze zalimliklerinin yeryüzündeki tescilli örneği değil midir? Kara kışın ortasında aç susuz evsiz barksız fırtınalarda savruluyor.

 

 Yani demem o ki bu zalimler zayıflatarak açık bırakılan kapılardan giriyor. Bizim ülkemize de kadınlardan ve dolayısıyla gençlerden girdiler. Tehlike kapımızda bir an önce bu zayıflıkları güçlendirerek, kapıları kapatmazsak, bekamız tehlike altına girer.

 

 Popülerimizin getirdiği özgürlük adı altındaki savrulmuşluklardan ve bağımlılıklardan bahsetmiyorum, hakiki manadaki bilinç ve irade den bahsediyorum.

 Allah vatanımızı, birliğimizi ve bekamızı korusun.


Lütfiye Aydın Bike


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.